durca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
durca etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Çay tazeleyen biri görüldüğünde oluşan fondip yapma isteği

ayağa kalkan kişi çaydanlığı eline aldığı anda masada bir telaş başlar.. herkes elindeki çayın seviyesini kontrol eder.. eğer bardağın yarısından az ise "hüüüppp" diye fondip yapar ve hemen uzatır bardağını ayaktakine.. eğer yarısından fazla ise kararsız kalır, bir sonraki partiye kadar beklemeyi tercih edebilir.. eğer ortamda bir anne ya da anaç bir insan yoksa (yani kısaca ortamdaki herkes erkekse) işte o zaman durum tam bir strateji savaşına döner..

çayı hem soğutmadan tadını çıkara çıkara içip hem de en az bir kaç kişiden sonra bitirip bir sonraki kurban olmamak için değişik taktikler uygulanır..çayın dibine ulaşınca çay ağıza götürülür ama sadece ufak bir fırt alınır ve o bardağın dibindeki 2 gram çay bir türlü bitmek bilmez..

bu tarz taktikleri elbette herkes bilmez, zaten bu taktiği bilmeyen adam bir süre sonra "mına koyyim hep bana denk geliyor bu çay doldurma olayı allah allah?!" filan der içinden..

çayı tazeleyen sizseniz, büyük çabalarla sıcak çayı bitirmeye çalışan insana "hadi çabuk iç, hadi lan bitir artık, elim yandı, yoruldum" tarzı laflarla o arkadaşınızın acil durum yönetimi ve karakterine ilişkin büyük ipuçları edinmenizi sağlarsınız. yarımdan biraz az sıcak çay kalmış bardak vakalarında ihtimaller şöyle:

senaryo 1: kişinin eli ayağı birbirine girer ve yarım kalmış sıcak çayı kendine eziyet çektirerek küçük yudumlarla kısa sürede bitirmeye çalışır. muhtemelen saf ve iyi niyetlidir fakat acil durumlarda sağlıklı düşünememekle birlikte iyi niyetinden dolayı kendisine zarar veriyordur.

senaryo 2: kişi çayı bitirmeye yeltenir ama bakar ki olacak gibi değil, üstüne koymanızı rica eder. çay tazeleme durumlarındaki en zarif kriz yönetimi budur. hem sizin kalkmanızı boşa gidermez, hem de kendisini zor duruma sokmaz. sizin o sırada onu sürekli sıkıştırdığınız göz önünde bulundurulursa bu çok büyük soğukkanlılıkla uygulanan ve etkili bir acil durum çözümüdür. takdir edilesi bir zeka kıvraklığı :)

senaryo 3: kişi, çay baktı bitecek gibi değil, üstüne bile koydurmaz çünkü çayı daha tam bitmemiştir ve keyfini bozacak değildir. eğer sonradan kalkıp kendisinin koyabilecek durumu varsa ve kalkıp koyuyorsa pek ala. fakat lojistik olarak sıkıntılı bir mekandaysanız(balkon vb.) ve çaylar tazelendikten sonra yeniden isteyecekse bu davranış hem zeka yoksunu bir aklın ürünü, hem de rahat düşkünlüğünün, vurdumduymazlığın son noktasıdı. olası başka bir kriz yönetimi senaryosunda bencilliğinden dolayı etrafındakilerin işlerini çok kolay bok edebilir.

gece gece çay da uyku kaçırıyormuş..

28 Nisan 2012 Cumartesi

Erkek Barbie

bu barbie bebeklerin erkek olanları, amerika'nın türk erkeklerine attığı en büyük kazıklardan biridir. uzun araştırmalardan sonra adlarının paul ve ken olduğu saptanmış bu iki (afedersiniz ama) lavuk sarı saçlı mavi gözlü ve siyah saçlı siyah gözlü olmak üzere iki halde, taş gibi bir vücutla ve bilimum giysiyle, arabayla, sörf tahtasıyla satılmaktadır. lavuk olmalarının nedeni ise her ne kadar orjinalleri 15 cm boyunda ve plastik olsa da bilinçaltına bir ideal erkek imgesi yerleştirmeleridir. çocukken paul ile ken ile zaman geçiren, sörf tahtalarını ayaklarındaki yuvarlak boşluklara oturtup o sahil benim şu sahil senin dalgaların üzerinde kah düşüren kah kaldıran, cicili bicili elbiseler giydiren, onları pek lüks kırmızı spor arabanın sol koltuğuna oturtup barbieyi de sağ koltuğa oturtan zihniyet elbet murat 131'e binmek istemeyecek, elbet mesirelik alanlarda piknik yapmayı reddedecektir. hatta öyle ki bir çocuğun gelişimi için son derece mühim bir oyun olan doktorculuk oynamayı bile engellemektedir bunlar. zira, "haydi doktorculuk" oynayalım dendiğinde bir elindeki paul'e bir de karşısındaki osman'a bakan şahsın cevabı elbette olumsuz olacaktır...

restoran, cafe ve barlardaki "ile" olayı

bir akşam yemeği, bir akşamüstü kahvesi, bir brunch ya da bir öğle yemeği için gastronomik aktivitelerde bulunulabilecek, restoran, cafe, bar kılıklı bir yere gidilip garsonun "siparişinizi alabilir miyim" anına kadar göz atılan listede karşılaşılabilecek bir şey bu..
soğuk başlangıçlar:
peynir tabağı, domates ve fesleğen ile.
domatesli mozzarella, balsemik ile.
avokadolu karides, tarhun ile.
çorbalar:
domates çorbası, rendelenmiş kaşar peyniri ile. (herkes böyle yazıyor biz de öyle diyelim himmet ağğbi, ama bundan başka ne ile olur, bilemedim)
mercimek çorbası, yanında bir dilim sıkılmaya hazır limon ile. (himmet ağğbi biz işkembeci değiliz ya, yapma allasen, bak çok güzel olcak yeminle)
salatalar:
sezar salatası, zeytinyağı ve limon sos ile. (himmet ağğbi tamam aklıma yaratıcı bir şey gelince ekliycem bi dur ya)
şefin salatası, taze sıkılmış portakal suyu ile.
ara sıcaklar:
paçanga böreği, soya sosu ile.
ana yemekler:
beşamel soslu bademli tavuk, marine edilmiş julyen sebzeler ile. (himmet ağğbi neden bunu tavuk, beşamel sos, badem, marine edilmiş julyen sebzeler ve aşçının selamıyla diye yazmamışlar ki ne dersin?)
pekin ördeği, portakal ile.
tatlılar:
çikolatalı parfe, hindistan cevizi ile.
chocolate mud pie, çikolatalı sos ile. (yuh be himmet ağbi, böyle demesek)
kahveler:
irish coffee, baileys ile. (yok canım satır atladın herhalde himmet ağğbi, beyliyzle ayriş kafe olur mu hiç?)
kolombian supreme, turkish delight ile.


alternatif ifadelerin bayağılık, sıradanlık katsayısının yüksek oluşu, bu hareketin ardındaki rasyoneli doğrular niteliktedir.

düşününüz mesela, "domatesli patlıcanlı fettucine" ifadesi evde iki dakikada yapılabilecek bir yemeği çağrıştırabilir.
ya da "sosili mantarlı börek" kulağa kıymalı pide gibi gelecektir.

restoranların, barların kendilerini özel bir yer olarak pazarlamaları gerekir, köşedeki kebapçıdan ya da Melahat Hanım'ın mutfağından öte bir yer şeklinde algılanmaları gerekir. eh, menü denilen kağıt parçası da bu dışavurumun en hayati parçalarındandır. sadece menüsü bir tasarım harikası olduğu için belirli restoranları/cafeleri tercih eden tüketicilerimiz mevcuttur, bu tiplere de bu söylemlerle ulaşmak yakışacaktır.

26 Nisan 2012 Perşembe

Bir yerde telefonu masaya koymak

yurdumuzda bazı er kişiler ve hanım kızlarımız tarafından yapılan olay dedikten sonra er kişiler açısından olayı şu şekilde irdeleyebiliriz.

cep telefonu ve cüzdan biz erkekler tarafından default olarak "göt cebi" tabir edilen cepte taşınır. cepler doluyken bu şekilde oturmak, hem nazik popolarımıza hem de telefon ve cüzdanlarımıza zarar vermektedir. hanım kızlarımız gibi her daim çanta taşımadığımıza göre ne yapmamızı tavsiye edersiniz a dostlar ? ben şahsen yanımdaki sandalye boşsa oraya koyuyorum öncelikli olarak, ama doluysa yapacak bi şey yok.

sigara ve araba anahtarı için bi şey diyemeyeceğim. sigara kullanmıyorum, ferrari'min anahtarını ise ön cebimde taşıyorum.

19 Nisan 2012 Perşembe

Yoğurtlu iskenderi asilzade gibi yemeye çalışmak..

dünyanin en trajik görüntülerinden ikincisi.. birincisi findik lahmacunu çin yemegi cubuklariyla (chopstick sanırım) yemeye cabalamak -ki sahit olmadim allahtan-..

yarebbim bi catali sol elle tutmalar, sag elle bicakla eti kesmeler, ekmegi kesmeler, yogurdu bicakla alip sol eldeki catalda takili ete sivamalar.. lan yedigin iskender lan, oturdugun yer de bilmemne antep hacibey durmusogullari kebap salonu.. hepimiz biz bizeyiz; oturdugun ahsap sandalyede zaman tünelinden gecip burshire dükü ve ogullari aristokratcilik a.ş.'ye baglamanin ne alemi var.
valla önünü almazsak yirmi yil sonra moda falan olur, görgü kurali falan olur, bi agiz tadiyla iskender yiyemeyiz ingiliz gibi kiritacagiz diye, o yüzden kücükken döverim, moda degilken döverim. agaci yasken eger onunla döverim.

rahat ol rahat, kizdirma beni.. acisiz salgam da icilmez, acisiz salgam mi olur? etsiz cig köfte mi olur?